Davranış değişiklikleri – Türkçe Çeviri

Theresa Marteau – Cambridge Üniversitesi, Birleşik Krallık

Birçoğumuz daha sağlıklı beslenmek, daha az alkol tüketmek, sigarayı bırakmak veya araba yerine yürümek konusunda zorlanıyoruz. Bu durum, bu değişikliklerin hem sağlığımıza hem de gezegene fayda sağlayacağını bilsek bile geçerli. Bu durum, psikologlar ve davranış bilimciler için de geçerli; yardımcı olmaya çalıştığımız insanlar kadar biz de zorlanıyoruz.

Bu mücadele irade eksikliği değildir. Sorun, günlük çevrelerimizin davranışlarımızı ne kadar güçlü biçimde şekillendirdiğini sürekli olarak hafife almamız ve değerlerimizin ile niyetlerimizin gücünü abartmamızdır.

Neden bilmek yeterli değil

Kişiselleştirilmiş sağlık tahminlerini düşünün. Birine tip 2 diyabet veya kalp hastalığı geliştirme riskini tam olarak söylemek değişimi motive etmez mi? Kanıtlar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Beş sistematik derleme ve onlarca randomize kontrollü çalışma, kişilere kişiselleştirilmiş risk tahminleri -genetik risk skorları dahil- verilmesinin davranış üzerinde çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığını gösteriyor. Fiziksel aktivite, sigara içme, alkol tüketimi ve sağlıksız beslenme oranları değişmiyor.

Benzer şekilde, iklim bilimciler iklim değişikliği hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmalarına rağmen diğer akademisyenler kadar uçuyorlar. Bilgi tek başına sürdürülebilir davranış değişikliği yaratmıyor.

Çevre belirleyicidir

Davranış bilimindeki Çift Süreç Modelleri bunu açıklamaya yardımcı olur. Davranışımız iki etkileşimli sistem tarafından düzenlenir. Biri yavaş, düşünsel ve hedef odaklıdır. Okumak, yeni beceriler öğrenmek ve cazibeye direnmek için bunu kullanırız. Diğeri hızlı, otomatik ve ipucu odaklıdır; kek gördüğümüzde onu alırız. Sınırlı düşünsel kapasitemiz dolu olduğunda, otomatik sistemimiz çevresel ipuçlarına doğrudan yanıt verir. Bu nedenle çevremizdeki ipuçlarını değiştirmek, kafamızdakileri değiştirmeye çalışmaktan daha güçlüdür.

En güçlü çevresel ipuçları 3 A altında toplanır: Uygunluk (Affordability), Erişilebilirlik (Availability) ve Çekicilik (Appeal).

Uygunluk: Fiyat davranışı değiştirir

Tütün fiyatlarının artırılması, sigara kullanımını azaltmak için en etkili politikadır. %10 fiyat artışı tütün kullanımını yaklaşık %4 azaltır. Gazlı içecek vergileri şekerli içecek tüketimini azaltır. Meyve ve sebze tüketimi, fiyatlarını düşüren sübvansiyonlarla artar.

Erişilebilirlik: Erişilebilen seçilir

19 işyeri kafeteryasında 20.000 çalışanla yapılan bir çalışmada, araştırma ekibim düşük kalorili öğünlerin oranını artırdı ve yüksek kalorili öğünlerin porsiyonlarını küçülttü. Sonuç? Çalışanlar, daha sağlıklı seçenekler daha kolay hale geldikçe %11,5 daha az kalori satın aldı.

Çekicilik: Reklam işe yarar

Tütün, alkol ve sağlıksız gıda endüstrilerinin reklam ve sponsorluklarının durdurulması, bu ürünlerin çekiciliğini ve satın alınmasını azaltır. Fosil yakıt ürünleri için de benzer etkiler beklenmektedir. Ürünlerden markalamanın kaldırılması ve açık uyarı etiketlerinin eklenmesi de çekiciliği azaltır. Kanada Yukon’da alkol üzerine kanser riskini açıkça belirten etiketler, alkol satışlarını yaklaşık %6 azalttı. Tütünün sade paketlenmesi uyarı etiketlerini daha görünür hale getirir.

Neden düzenleme gerekli

Günlük çevrelerimizdeki ipuçlarını değiştirerek davranışı değiştiren çoğu müdahale, ticari çıkarlarla çatıştığı için düzenleme gerektirir. Dört endüstri, tütün, alkol, sağlıksız gıda ve fosil yakıtlar, her yıl küresel ölümlerin en az dörtte birine neden olan ürünler üretir ve iklimi ısıtan sera gazı emisyonlarının çoğunu oluşturur.

Yine de bilgi kampanyaları ve gönüllü endüstri öz-düzenlemesi tercih edilen yaklaşımlar olmaya devam ediyor. Bu endüstriler, lobicilik yaparak, düzenlemeyi sorgulayan araştırmaları finanse ederek ve devlet müdahalesini özgürlüğü kısıtlamak olarak çerçeveleyerek bu tercihi aktif olarak teşvik ediyor.

Ne değişmeli

Kanıtları ve politika oluşturmayı kurumsal müdahaleden korumamız gerekiyor. Tütün kontrolü bunun için bir model sunuyor. Tütün kontrolüne ilişkin uluslararası anlaşmanın 5.3 maddesini benimseyen ülkeler, politika oluşturmayı endüstri müdahalesinden korudu, daha fazla kanıta dayalı politika uyguladı ve daha düşük sigara içme oranlarına sahip oldu. Bu korumayı sağlığımızı ve gezegenimizi mahveden ürünler üreten tüm şirketleri kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekiyor.

Vatandaş Meclisleri ve diğer müzakereci demokrasi biçimleri, vatandaşların politika oluşturma üzerindeki etkisini ve kanıtın etkisini artırmada büyük umut vadediyor.

Pratik Öneriler

Sağlık çalışanları için

Çevreyle başlayın, eğitimle değil. Danışanlarla çalışırken, istenmeyen davranışları tetikleyen çevresel ipuçlarını belirleyin. Motivasyona veya bilgiye odaklanmak yerine insanların yakın çevrelerini yeniden tasarlamalarına yardımcı olun. Örneğin: meyveleri görünür tutmak, işlenmiş atıştırmalıkları gözden uzaklaştırmak; bisikletleri bodrum yerine koridora koymak; daha küçük tabak ve bardaklar kullanmak.

İşyeri değişikliklerini savunun. Kurumunuzla birlikte çalışarak kafeteryalarda daha sağlıklı seçeneklerin erişilebilirliğini artırın ve maliyetini azaltın. Bitki bazlı yemekleri varsayılan seçenek yapmak gibi basit değişiklikler davranışı önemli ölçüde değiştirebilir.

Halk sağlığı ekipleri için

Görünmeyeni görünür kılın. Çevrelerin davranışı nasıl şekillendirdiğini anlatmak için platformlarınızı kullanın. Davranış değişikliğinin öncelikle bireysel irade veya bilgiyle ilgili olduğu yönündeki baskın anlatıya meydan okuyun. Kanıtlar, meselenin bağlamları değiştirmek olduğunu gösteriyor.

Politika yapıcılarla iletişime geçin. Yerel ve ulusal düzeyde kanıt ile politika arasındaki boşlukları belirleyin. Politika yapıcılara kanıtlarla desteklenen somut önerilerle yazın. Birçoğu uzman görüşüne açıktır. Örneğin, bir Birleşik Krallık Sağlık Bakanına yazdığım mektup, sağlıklı yaşam süresini artırmak için davranış değişikliğine ilişkin bir kanıt sentezine yol açtı.

Düzenleme için koalisyonlar kurun. Tütün, alkol, gıda ve ulaşım konusunda kanıta dayalı politikaları savunan kuruluşlarla bağlantı kurun. Endüstri etkisine karşı koymak için kolektif savunuculuk şarttır.

Translated by: Dr Gulcan Garip, University of Derby

Read more

Daha Az Oturmak: Büyük Fark Yaratan Küçük Değişiklikler

Zofia Szczuka – SWPS Üniversitesi, Polonya & Deakin Üniversitesi, Avustralya

Sedanter davranışlar: Sadece “aktif olmamak”tan daha fazlası

Fiziksel aktiviteyi artırmanın sağlık açısından faydaları yaygın olarak bilinmektedir. Ancak “sedanter davranışlar” olarak adlandırılan durumlara aynı ölçüde dikkat ediyor muyuz?

Sedanter davranışlar, gün içinde uyanık olduğumuz saatlerde, oturarak ya da uzanarak yaptığımız ve vücudun çok az enerji harcadığı tüm aktiviteleri kapsar. Önemli bir ayrıntı şudur: Sedanter davranışlar, düşük seviyedeki fiziksel aktivite ile aynı şey değildir. Örneğin her sabah 30 dakika koşuya çıkıyor olabilirsiniz, ancak günün geri kalanını işte ya da evde uzun süre oturarak geçiriyor olabilirsiniz. Bu durum bazen “aktif koltuk patatesi” olarak adlandırılır: Düzenli egzersizin, uzun süreli oturma ile bir arada bulunması. Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel kılavuzlarında sedanter davranışların azaltılması ve fiziksel aktivitenin artırılması birbirini tamamlayan hedefler olarak ele alınmaktadır.

(more…)

Read more

Supporting health workers in addressing vaccine hesitancy

By Dawn Holford, University of Bristol, UK, Linda Karlsson, University of Turku, Finland, Frederike Taubert, Erfurt University, Germany, Emma C. Anderson, University of Bristol, UK, Virginia C. Gould, University of Bristol, UK

Correcting misconceptions about vaccination

Vaccination is one of the most successful tools of public health—they have been estimated to save 6 lives every minute. But vaccines have also faced public resistance, with persistent disinformation undermining public trust in vaccination, and posing a challenge for health workers with vaccination roles. How do health workers keep up with the flood of false narratives about vaccines? What can they say to patients who cite these narratives as reasons not to vaccinate themselves or their children? 

(more…)

Read more

Aktif ve sağlıklı kalmak için yaşlanmayı yeniden düşünmek

Yazan: Aïna Chalabaev, Grenoble Alpes Üniversitesi, Fransa

Önceki bir gönderide belirtildiği gibi, düzenli fiziksel aktivitenin sağlığa faydaları 65 yaş ve üstü kişiler için iyi bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından  sağlık kazanımlarıyla ilişkili faaliyetlerin miktarı ve türü konusunda net yönergeler belirlenmiştir. Bununla birlikte, yaşlı insanlar dünya çapında nüfusun en hareketsiz kesimi arasında yer almaktadır.

(more…)

Read more

MyLifeTool: A person-centred, holistic approach to the self-management of long-term conditions

By Dr Stephanie Kılınç, Teesside University, UK and Jo Cole, the Tees Valley, Durham and North Yorkshire Neurological Alliance, UK 

Long-term conditions are a major concern for global health care systems given their high prevalence and disease burden, including their significant impact on disability-adjusted life years.  They also have a significant negative impact on health-related quality of life and are associated with higher rates of anxiety and depression than the general population.

MyLifeTool is a self-management tool for people living with any long-term condition (e.g. diabetes, multiple sclerosis, chronic pain, asthma, anxiety, neurodevelopmental conditions, Acquired Brain Injury, Fibromyalgia).  It was developed in partnership with people with long-term conditions, members of Neuro Key and psychologists from Teesside University.  It is underpinned by our self-management framework which takes a person-centred, non-instructive perspective on self-management.  People with long-term conditions were at the heart of the project, forging the decisions on what MyLifeTool would become and choosing the name. (more…)

Read more

Above Water: Rethinking Drowning Prevention at All Levels

By Kyra Hamilton, Griffith University, Australia and Amy Peden, University of New South Wales, Australia

Drowning is a leading, yet largely preventable, cause of death and injury that remains underrecognized. One common myth: drowning isn’t always fatal. The definition of drowning was revised to clarify that drowning is a process, not an outcome. The outcomes of the drowning process can be death (fatal drowning) or survival with or without persisting injury such as cerebral palsy and other neurological disorders caused by a lack of oxygen to the brain (non-fatal drowning). Terms like “dry drowning”, “secondary drowning”, or “near-drowning” are often used in the media, but they’re outdated and medically inaccurate, so it’s time to stop using them.  (more…)

Read more

Eski alışkanlıklar zor ölür: İstenmeyen alışkanlıkları bırakmak

Annabel Stone ve Phillippa Lally, Surrey Üniversitesi, Birleşik Krallık

Yeni yıl genellikle değişim hedeflediğimiz, yeni alışkanlıklar edinmeye ve kötü alışkanlıklarımızı geride bırakmaya kararlı olduğumuz bir zamandır. Tozlanmış spor ayakkabılarımızı çıkartır, alışveriş sepetimizi taze meyve ve sebzelerle doldururuz… “Yeni yıl, yeni ben” diye düşünmeyen insan var mıdır? Ama bir ay geçtikten sonra neden ayakkabılarımız sadece iki kez gün yüzü gördü ve meyveler küflenmeye başladı? Görünüşe göre kötü alışkanlıklarımız bizimle birlikte yeni yıla giriyor. (more…)

Read more

Her Sağlık Hizmeti Danışmanlığını Değerlendirmek: Sağlık Hizmetlerinde Fiziksel Aktiviteyi Teşvik Etmek

Amanda Daley, Loughborough Üniversitesi, Birleşik Krallık

Birleşik Krallık ve İrlanda’da, “Making Every Contact Count” (Her Teması Değerlendirmek) inisiyatifi, sağlık profesyonelleri ve hastalar arasında her gün gerçekleşen binlerce görüşmeyi, sağlıklı davranış değişikliklerini teşvik etmek için kullanmayı amaçlamaktadır. Bu girişim, sağlık profesyonellerinin rutin uygulamaları sırasında hastalara kısa süreli sağlık davranışı değişikliği müdahaleleri sunmalarını sağlamak için oluşan fırsatları değerlendirmelerine yardımcı olur. “Making Every Contact Count” yaklaşımının başarısı, sağlık profesyonellerinin her gün bu tür görüşmelerde bu konuları ele almaya istekli olmalarına bağlıdır.

Bu yaklaşım herkesi kapsayan, spesifik sağlık profesyonelleri, sağlık hizmetleri veya hastalarla sınırlı değildir. Bu nedenle “Making Every Contact Count” sağlık eşitsizliklerini azaltabilir, çünkü bütün hastaları kapsayan bir destek sisteminin oluşturulması hedeflenmektedir. (more…)

Read more

What if it comes back? The question that is on the minds of those who experienced cancer treatment and their loved ones

By Gozde Ozakinci, University of Stirling 

Cancer is very much associated with scary statistics. For instance, like the one ‘1 in 2 people will develop some form of cancer in their lifetime’.  But there are encouraging developments too that suggests that cancer survival rates are improving.  The last count in 2018 suggests that there are nearly 44 million people who survived the cancer diagnosis and treatment in the world. This is welcome news to those who have experienced cancer diagnosis and treatment. 

The improvement in survival rates also means that more and more people live with the consequences of cancer treatment. One of these consequences is experiencing fears about cancer coming back. In the literature, it is defined as “fear, worry, or concern relating to the possibility that cancer will come back or progress” and recognised widely as one of the most significant issues that impact on the quality of life of those living after a cancer diagnosis.  (more…)

Read more

Organ Bağışını Etkileyen Faktörler

Dr. Lee Shepherd, Northumbria Üniversitesi, Birleşik Krallık, Profesör Ronan E. O’Carroll, Stirling Üniversitesi, Birleşik Krallık & Profesör Eamonn Ferguson, Nottingham Üniversitesi, Birleşik Krallık

Ölü organ naklinin insanlar için bir can simidi sağladığı birçok hikaye vardır. Her bir ölü organ bağışçısı, dokuz kişinin hayatını değiştirebilir. Ancak nakil için yeterli organ bulunmamaktadır. Bu kıtlık, uzun bekleme listelerine ve insanların organ alamadan ölmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, birinin öldüğünde organlarını bağışlama olasılığını etkileyen faktörleri anlamamız gerekiyor.

(more…)

Read more