Zihinsel Sağlık Egzersizin Önüne Geçtiğinde: İnsanlara Bulundukları Yerden Yaklaşmak

Amanda L. Rebar, University of South Carolina, A.B.D.

Fiziksel aktivite giderek artan bir biçimde zihinsel sağlık hizmetlerinin bir parçası olarak öneriliyor ve bunun için haklı gerekçeler var. Kanıtlar oldukça ikna edici: düzenli fiziksel aktivite depresyon ve kaygı belirtilerini azaltabilir, iyilik halini geliştirebilir ve psikolojik ve farmakolojik tedavileri tamamlayabilir.

Ancak zihinsel sağlık için fiziksel aktivitenin teşvik edilmesinin tam merkezinde pratik bir soru duruyor: Kötü bir zihinsel sağlığın aktif olmak için gereken motivasyonu ve kapasiteyi zayıflatabildiği durumlarda insanları aktif olmaları için nasıl destekleyeceğiz?

Belirtiler Aktif Olmanın Önündeki Engele Dönüştüğünde

Giderek artan sayıda araştırma zihinsel sağlık belirtilerinin yalnızca fiziksel aktivitenin önündeki bir engel olmadığını aynı zamanda insanların aktif olma motivasyonunu ve kapasitesini şekillendiren sürecin kendisinin de önemli bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.

Depresyon, kaygı ya da yüksek düzeyde stres yaşayan biri için belirtilerin kendisi fiziksel aktivite davranışının önemli belirleyicileri hâline gelebilir. Depresyon enerjiyi tüketebilir, gündelik işlerin daha çok çaba gerektiriyormuş gibi hissedilmesine yol açabilir ve insanların bir zamanlar değer verdikleri etkinliklerden aldıkları keyfi azaltabilir. Kaygı sosyal ortamların, yabancı çevrelerin, hatta egzersizle ilişkili bedensel duyumların rahatsız edici veya tehdit edici hissettirmesine neden olabilir. Stres ise dikkati o anki taleplere odaklanacak şekilde daraltarak uzun vadeli sağlık hedeflerine çok az zihinsel alan bırakabilir.

Değişen Belirtiler Boyunca Aktiviteyi Desteklemek

Bu yolla, zihinsel sağlık belirtileri yalnızca insanların nasıl hissettiğini değil aynı zamanda ruh sağlıklarını destekleyebilecek davranışlarda bulunup bulunamayacaklarını da etkileyebilir. Bunun farkına varmak odağı yalnızca fiziksel aktivite yapmayı önermekten fiziksel aktiviteye katılımı desteklemeye kaydırır.

Peki belirtiler katılımı zorlaştırdığında uygulayıcılar kişilerin fiziksel aktiviteyle bağını korumasına nasıl yardımcı olabilir?

İşe yarar bir başlangıç noktası zihinsel sağlığın nadiren durağan olduğunu kabul etmektir. Belirtiler zaman içinde değişir; dolayısıyla kişinin fiziksel aktiviteye katılma becerisi de değişecektir. Bir hafta aktif ve istekli olan biri ertesi hafta aynı etkinliği çok daha zor bulabilir. Bu değişimler çoğu zaman bir kararlılık eksikliğinden ziyade değişen belirtileri ve koşulları yansıtır.

Aksamaları Başarısızlık Değil Bilgi Olarak Görmek

Bu bakış açısı, aktivitedeki aksamaları birer başarısızlık olarak görmekten uzaklaşma yönünde uygulayıcıları cesaretlendirir. Fiziksel aktivitenin planlandığı gibi gerçekleşmemesi bize bir bilgi verir. Kişinin planı neden yerine getiremediğini sormak yerine önüne hangi engelin çıktığını sormak daha yararlı olabilir. O haftaki belirtiler göz önüne alındığında hedef gerçekçi değil miydi? Yorgunluk aktiviteyi fazla mı zorlayıcı hâle getirdi? Birbiriyle yarışan talepler mi öncelik kazandı? Yoksa aktivite yalnızca keyifsiz veya bunaltıcı mı geldi? Bu engelleri anlamak uygulayıcıların ve hastaların gelecekteki planları tümüyle bir kenara bırakmak yerine uyarlamalarına yardımcı olabilir.

Motivasyona ve Öz Denetime Bağımlılığı Azaltmak

İkinci bir çıkarım, verilen desteğin tümüyle motivasyona dayanmaması gerektiğidir. Motivasyon, özellikle zihinsel sağlığın kötü olduğu dönemlerde, doğal olarak inişli çıkışlıdır. Uygulayıcılar aktiviteye başlamayı ve onu sürdürmeyi kolaylaştıran koşulların oluşturulmasına yardımcı olabilir.

Aktivite Hedeflerini Değişen İhtiyaçlara Uyarlamak

Esnek hedefler, net eylem planları, destekleyici ortamlar ve tutarlı rutinlerin tümü o anki motivasyona duyulan bağımlılığı azaltabilir. Örneğin hedeflerin değişen belirtilere yer verecek kadar esnek olması gerekebilirken, eylem planları aktiviteyi günlük yaşamdaki belirli ipuçlarına ve fırsatlara bağlamaya yardımcı olabilir.

Önemle belirtmek gerekir ki bu, beklentileri düşürmek anlamına gelmez. İlerlemenin nadiren doğrusal olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Daha zor dönemlerde başarı bir rutini sürdürmek, kısa bir yürüyüş yapmak ya da hareketle bağı korumanın başa çıkılabilir bir yolunu bulmak olabilir. Belirtilerin daha az yük olduğu dönemlerde ise hedefler genişletilebilir ve aktivite artırılabilir.

Keyif Almak Neden Önemli?

Son olarak, fiziksel aktivitenin teşvik edilmesinde keyif almak daha fazla dikkati hak ediyor. Son dönem kanıtlar boş zamanlarda yapılan fiziksel aktivitenin, diğer alanlarda yapılan aktiviteye kıyasla, zihinsel sağlıkla daha güçlü ilişkiler gösterdiğine işaret ediyor; bu da bağlamın önemli olduğunu vurguluyor. Keyifli, anlamlı ve kişinin kendi yönlendirdiği etkinlikleri sürdürmek, yalnızca yararlı olduğu düşünüldüğü için yapılan etkinliklere kıyasla, daha kolay ve zihinsel sağlık açısından daha faydalı olabilir. Bu nedenle insanların gerçekten değer verdikleri hareket biçimlerini bulmalarını desteklemek belirli bir aktivite hedefine ulaşmalarına yardımcı olmak kadar önemli olabilir.

İnsanlara Bulundukları Yerden Yaklaşmak

Bu ilkeler bir araya geldiğinde, insanlara bulundukları yerden yaklaşmanın ne anlama geldiğini yansıtır. Beklentileri düşürmek ya da hedeflerden vazgeçmek değildir, verilen desteği değişen belirtilere, koşullara ve fırsatlara uyarlamak anlamına gelir.

Fiziksel aktivite zihinsel sağlığı desteklemek için güçlü bir araç olabilir. Ancak fiziksel aktivite yapmayı önermek yalnızca bir başlangıçtır. Uygulayıcılar için asıl zorluk (ve fırsat) belirtiler aktiviteye katılımı güçleştirdiğinde kişilerin fiziksel aktiviteyle bağlarını korumasına yardımcı olmaktır. İnsanlara bulundukları yerden yaklaşmak, koşullar değiştikçe verilen desteği uyarlamak ve aksamaları birer öğrenme fırsatı olarak ele almak önerinin kendisi kadar önemli olabilir.

Uygulamaya Yönelik Öneriler

  1. Tutarlılık değil dalgalanma bekleyin.
    Zihinsel sağlık belirtileri, motivasyon ve enerji düzeyleri zaman içinde değişir. İstikrarlı ve doğrusal bir ilerleme beklemek yerine fiziksel aktiviteyi haftadan haftaya uyarlanması gerekebilecek bir şey olarak ele alın.
  2. Aksamaları başarısızlık değil bilgi olarak değerlendirin.
    Fiziksel aktivite planlandığı gibi gerçekleşmediğinde neyin engel olduğunu araştırın. Mevcut belirtiler göz önüne alındığında hedef gerçekçi değil miydi? Birbiriyle yarışan talepler, çevresel engeller ya da keyif almaya ilişkin güçlükler var mıydı? Bu içgörüleri gelecekteki planları bir kenara bırakmak yerine onları iyileştirmek için kullanın.
  3. Tümüyle motivasyona bağlı olmayan planlar kurun.
    Kişilerin özellikle daha zor günlerde aktiviteye başlamayı kolaylaştıran basit rutinleri, ipuçlarını ve eylem planlarını belirlemelerine yardımcı olun. Amaç motivasyonu en üst düzeye çıkarmak değil öz denetime duyulan bağımlılığı azaltmaktır.
  4. İlerlemeden önce katılıma öncelik verin.
    Zihinsel sağlığın daha kötü olduğu dönemlerde fiziksel aktiviteyle bağlantıda kalmak kılavuz hedeflerine ulaşmaktan daha önemli olabilir. Kısa bir yürüyüş, alışıldık bir rutin ya da başa çıkılabilir bir hareket biçimi özgüveni korumaya yardımcı olabilir ve gelecekteki ilerleme için bir zemin sağlayabilir.
  5. Keyif almayı bir tedavi hedefi hâline getirin.
    Anlamlı, doyurucu ya da keyifli hissedilen etkinliklerin zaman içinde sürdürülmesi daha olasıdır. Yalnızca kuramsal açıdan en uygun görünene odaklanmak yerine insanların gerçekten değer verdikleri hareket biçimlerini bulmalarını destekleyin.

Çeviren: Pelin Özgür Polat

Read more

The Integrative Model of Adjustment to Continuous Challenges (IMACC): understanding and supporting biopsychosocial adjustment

By Lis Dreijer Hammond, Aalborg University (DK), Christian Karlsen Hansen & Martin Lehmkuhl Kristensen, Rehabilitation Centre for Refugees, North Jutland Regional Health Services (DK) and Chalotte Glintborg, Aalborg University (DK)

When illness or major negative life events occur, life often does not return to what it was before. For people living with long-term conditions, the challenge is not simply managing symptoms but adjusting to a changed life. When this adjustment process is disrupted, it can contribute to anxiety, depression, poorer physical health outcomes, and increased use of healthcare services. Estimates of how well people adjust to long-term conditions vary widely, depending on how adjustment is measured. Poor adjustment shows estimates between 16.9 and 62%. For good adjustment the estimate ranges from 13 to 36,3%. Globally, more than 1 billion people live with long-term multimorbidity. If up to two-thirds experience adjustment difficulties, there is an urgent need to improve support for adjustment to long-term conditions.

(more…)

Read more

Hastalar Hastaneden Ayrılırken Bakım Verenlere Yardımcı Olmak: Ortak Çalışmalardan Çıkarılan Pratik Dersler

Kathryn McEwan, Northumbria University, UK

Sarah, babasının eşyalarını toplamasına yardım ederken, rahatlama hissi giderek artan bir kaygıyla birbirine karışıyordu. Felç geçirmesinin ardından hastanede geçen beş günün sonunda babası taburcu ediliyordu. Bir hemşire ilaç değişikliklerinden ve takip randevularından kısaca bahsetmişti, ancak (evde onun bakımını üstlenecek olan) Sarah bu konuşmaların hiçbirine dahil edilmemişti. Tam olarak anlamadığı bir taburcu özeti kağıdıyla ayrıldı; dikkat etmesi gereken potansiyel semptomlar konusunda net değildi ve sorun çıkarsa kimi arayacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Babası 48 saat içinde yeniden hastaneye yatırıldı.

(more…)

Read more

Farkı Kapatmak: Eşitliği Gündelik Pratiğe Dahil Etmek 

Amanda O’Connor, Claire Blewitt ve Helen Skouteris, Monash Üniversitesi, Melbourne, Avustralya tarafından hazırlanmıştır. 

Sağlıkta eşitlik, sosyoekonomik durum, etnik köken, cinsiyet veya diğer sosyal koşullar ne olursa olsun, herkesin iyi bir sağlığa sahip olması için adil ve dürüst bir fırsata sahip olması anlamına gelir. Ancak güncel küresel eğilimler, sağlık alanındaki uçurumların giderek açıldığını göstermektedir. Ülkeler arasındaki yaşam süresi farkları; genellikle sağlık sistemlerindeki yapısal zayıflıklar, sistemik ırkçılık ve önyargılar ile eşitsiz sosyal, ekonomik ve çevresel koşullar nedeniyle 30 yılı aşabilmekte ve ülkeler içindeki sosyal gruplar arasındaki eşitsizlikler de artmaktadır.

Bu temel nedenler, günlük çalışmalarımızdan çok uzakmış gibi hissedilebilir. Ancak sağlık profesyonelleri genellikle zaman baskısı, sınırlı kaynaklar ve katı protokoller altında çalışmaktadır. Eşitliğin temel olarak bir politika veya system sorunu olduğu düşünülebilir. Ancak eşitlik; gündelik sağlık hizmeti karşılaşmalarında, hizmetlerin nasıl organize edildiğinde, iletişimin nasıl kurulduğunda, kararların nasıl verildiğinde ve hangi hastaların mevcut hizmetlerden yararlanabildiğinde şekillenir.

Her görüşme, bakım süreci ve servis iyileştirme çabası küçük bir müdahale işlevi görür. Randevu sistemleri, sevk süreçleri, hasta eğitim materyalleri, dijital araçlar ve takip prosedürleri hakkındaki seçimler, aradaki uçurumu azaltabilir ya da genişletebilir. Eşitlik açıkça dikkate alınmadığında, standart prosedürler genellikle hali hazırda avantajlı olan gruplar için en iyi şekilde işler. Eşitlik en baştan dikkate alındığında ise rutin bakım daha geniş bir hasta kitlesi için daha erişilebilir, kabul edilebilir ve etkili hale gelir.

Sağlık hizmetlerinde eşitlik merkezli bir yaklaşım, bilinçli bir düşünme ve planlama ile başlar. Ekiplerin eşitliği nasıl anladıklarını açıkça konuşmaları ve kendi hizmet bağlamlarında adil erişim ve adil sonuçların ne anlama geldiğini tartışmaları önemlidir. Bu, hangi hasta gruplarının daha az tedaviye başvurduğunu, uyumda zorlandığını ya da tedaviden fayda görmediğini belirlemeyi içerir. Aynı zamanda dil, sağlık okuryazarlığı, ulaşım, dijital erişim, maliyet, dalgalanma ya da geçmiş olumsuz sağlık deneyimleri gibi pratik engelleri de anlamayı gerektirir. Eşitliği planlamak riskler ve eksiklerin yanında hastaların ve toplulukların güçlü yönlerini görmeyi ve önceki iyileştirme deneyimlerini hakkında bilgi edinmeyi de içerir. Örneğin kırsal bölgelerde yaşayan obezite ile ilgili zorluklar yaşayan çocukların sağlık hizmetlerine erişimi; tele-tıp uygulamaları, birinci adımda hemşire rollerinin genişletilmesi ve toplum sağlığı çalışanı modelleri ile artırılabilir.

Bir diğer önemli ilke, yaşanmış deneyimi değerli görmektir. Hastalar kendi yaşam koşullarını ve sağlık durumlarını yönetme konusunda uzmandır. Aldıkları hizmetle ilgili deneyimleri, klinik göstergelerin tek başına gösteremeyeceği engelleri ve fırsatları görünür kılar. Sağlık profesyonelleri; hasta ortakları (örneğin hizmet tasarımı, değerlendirme veya yönetimde personelle iş birliği yapmak için resmi olarak davet edilen hastalar veya bakım verenler), danışma grupları, geri bildirim sistemleri ve ortak tasarım faaliyetleri aracılığıyla hasta bakış açılarını anlamak için yapılandırılmış ve süregelen yollar oluşturarak ve bu bilgilerin hizmet ve iletişim yaklaşımlarını anlamlı bir şekilde etkilemesini sağlayarak eşitliği güçlendirebilirler. Örneğin psikolojik olarak zorlanan gençlerle birlikte çalışmak, toplum temelli bir psikososyal hizmetin iş birliğine dayalı hizmet tasarımı, uygulanması ve değerlendirilmesini desteklemede gençlik zihin sağlığı için bir yol haritası oluşturulmasını sağlamıştır.

Yansıtıcı (reflektif) uygulama da bu yaklaşımın merkezindedir. Güç farkları; mesleki otorite, kurumsal roller ve bilgi eşitsizlikleri aracılığıyla sağlık hizmeti ilişkilerinin içine yerleşmiştir. Klinisyenlerin ve hizmet ekiplerinin varsayımlar, klişeler ve zaman baskısının kendi değerlendirmelerini ve etkileşimlerini nasıl şekillendirdiği üzerine düşünmek için düzenli alanlara ihtiyacı vardır. Yapılandırılmış yansıtma, ekip diyaloğu ve çeşitli hastalardan, meslektaşlardan gelen geri bildirimler, kör noktaların ortaya çıkarılmasına yardımcı olur ve önyargıların sağlık kararlarını etkileme riskini azaltır. Yansıtma sürekli olmalı ve kalite iyileştirme rutinlerine dahil edilmelidir. Bu durum, erken çocukluk kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalarda vurgulanmaktadır. Travmadan etkilenen çocukları etkili bir şekilde desteklemek için disiplinler ve sektörler arası iş birliği yapıyor; hangi uygulama ve politikalara ihtiyaç duyulduğu konusunda derin ve sürekli bir düşünme sürecini teşvik ediyoruz.

Eşitlik merkezli bakım, uygun kavramsal mercekler kullanılarak güçlendirilir. Sağlığın sosyal belirleyicilerini, kesişimselliği, yapısal ayrımcılığı ve kültürel temelli bakımı ele alan çerçeveler, eşitliğin soyut bir değerden pratik kararlara dönüştürülmesine yardımcı olur. Bu bakış açıları, profesyonellerin tedaviye uyumsuzluğu, kaçırılan randevuları, iletişim zorluklarını ve riskli davranışları nasıl yorumladığını yönlendirerek odağı “uyumsuz hastalardan” uyumsuz sistemlere ve bağlamlara çeker. 

Sağlık eşitsizlikleri büyük sistemler tarafından üretilir, ancak sağlık ortamlarındaki birçok günlük eylem yoluyla pekiştirilir veya azaltılır. Bu nedenle eşitliği ön planda tutmak iyi klinik bakımdan bağımsız değil, onun bir parçasıdır.

Pratik Öneriler 

  • Dikkatinizi açık tutun. Sağlık eşitsizlikleri ve bunların yapısal nedenleri hakkında bilgi edinin. Kendi mesleki konumunuzu, varsayımlarınızı ve olası içsel önyargılarınızı fark etmeye çalışın. Bunların iletişiminizi, klinik kararlarınızı ve hasta beklentilerinizi nasıl etkileyebileceğini düşünün. Kısa reflektif anlarını günlük rutininize ve ekip toplantılarına dahil edin. 
  • Farklı hasta görüşlerini aktif olarak dinleyin. Sadece standart memnuniyet anketleriyle sınırlı kalmayın. Farklı hasta gruplarından düzenli geri bildirim alabileceğiniz basit ve tekrarlayan yollar oluşturun. Özellikle daha az başvuran ya da tedaviyi yarıda bırakan kişilerle çalışarak, bütüncül bakımın önündeki engelleri anlamaya çalışın. Hasta temsilcileri ve topluluklarla iş birliği yapın, onlara geri bildirimlerinin gerçekten önemsendiğini ve hizmette değişime yol açtığını gösterin. 
  • Kullandığınız araçları ve süreçleri sorgulayın. Klinik protokoller, eğitim materyalleri ve dijital sistemler genellikle yüksek eğitim ve kaynaklara sahip kişiler için tasarlanır. Bu araçların anlaşılır, kültürel olarak uygun ve erişilebilir olup olmadığını değerlendirin. Gerekirse dili ve sunum biçimini uyarlayın. Eşitlik sistemleri ve teorilerine aşina olun.
  • Eşitsiz uygulamaları fark edin ve sorgulayın. Kimlerin randevu kaçırdığına, kimlerin yönlendirildiğine ve kimlerin en az fayda gördüğüne dikkat edin. Bu örüntüleri ekibinizle paylaşın ve nedenlerini hem meslektaşlarınızla hem de hastalarla birlikte anlamaya çalışın. Gerekirse esnek randevu sistemleri, tercüman desteği, ulaşım kolaylıkları gibi düzenlemeler için savunuculuk yapın. 
  • Farklı bilgi kaynaklarını bir arada değerlendirin. Klinik yönergeler ve sayısal verilerin yanı sıra hasta deneyimlerini, sahada çalışanların gözlemlerini ve topluluk bilgisini de dikkate alın. Bu farklı bilgi türleri birlikte kullanıldığında, gerçek hayatta neyin kim için işe yaradığını daha iyi anlamamızı sağlar.

Çeviren: Ulusal Editör Selen Özbek, MSc.

Read more

Davranış değişiklikleri – Türkçe Çeviri

Theresa Marteau – Cambridge Üniversitesi, Birleşik Krallık

Birçoğumuz daha sağlıklı beslenmek, daha az alkol tüketmek, sigarayı bırakmak veya araba yerine yürümek konusunda zorlanıyoruz. Bu durum, bu değişikliklerin hem sağlığımıza hem de gezegene fayda sağlayacağını bilsek bile geçerli. Bu durum, psikologlar ve davranış bilimciler için de geçerli; yardımcı olmaya çalıştığımız insanlar kadar biz de zorlanıyoruz.

Bu mücadele irade eksikliği değildir. Sorun, günlük çevrelerimizin davranışlarımızı ne kadar güçlü biçimde şekillendirdiğini sürekli olarak hafife almamız ve değerlerimizin ile niyetlerimizin gücünü abartmamızdır.

Neden bilmek yeterli değil

Kişiselleştirilmiş sağlık tahminlerini düşünün. Birine tip 2 diyabet veya kalp hastalığı geliştirme riskini tam olarak söylemek değişimi motive etmez mi? Kanıtlar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Beş sistematik derleme ve onlarca randomize kontrollü çalışma, kişilere kişiselleştirilmiş risk tahminleri -genetik risk skorları dahil- verilmesinin davranış üzerinde çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığını gösteriyor. Fiziksel aktivite, sigara içme, alkol tüketimi ve sağlıksız beslenme oranları değişmiyor.

Benzer şekilde, iklim bilimciler iklim değişikliği hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmalarına rağmen diğer akademisyenler kadar uçuyorlar. Bilgi tek başına sürdürülebilir davranış değişikliği yaratmıyor.

Çevre belirleyicidir

Davranış bilimindeki Çift Süreç Modelleri bunu açıklamaya yardımcı olur. Davranışımız iki etkileşimli sistem tarafından düzenlenir. Biri yavaş, düşünsel ve hedef odaklıdır. Okumak, yeni beceriler öğrenmek ve cazibeye direnmek için bunu kullanırız. Diğeri hızlı, otomatik ve ipucu odaklıdır; kek gördüğümüzde onu alırız. Sınırlı düşünsel kapasitemiz dolu olduğunda, otomatik sistemimiz çevresel ipuçlarına doğrudan yanıt verir. Bu nedenle çevremizdeki ipuçlarını değiştirmek, kafamızdakileri değiştirmeye çalışmaktan daha güçlüdür.

En güçlü çevresel ipuçları 3 A altında toplanır: Uygunluk (Affordability), Erişilebilirlik (Availability) ve Çekicilik (Appeal).

Uygunluk: Fiyat davranışı değiştirir

Tütün fiyatlarının artırılması, sigara kullanımını azaltmak için en etkili politikadır. %10 fiyat artışı tütün kullanımını yaklaşık %4 azaltır. Gazlı içecek vergileri şekerli içecek tüketimini azaltır. Meyve ve sebze tüketimi, fiyatlarını düşüren sübvansiyonlarla artar.

Erişilebilirlik: Erişilebilen seçilir

19 işyeri kafeteryasında 20.000 çalışanla yapılan bir çalışmada, araştırma ekibim düşük kalorili öğünlerin oranını artırdı ve yüksek kalorili öğünlerin porsiyonlarını küçülttü. Sonuç? Çalışanlar, daha sağlıklı seçenekler daha kolay hale geldikçe %11,5 daha az kalori satın aldı.

Çekicilik: Reklam işe yarar

Tütün, alkol ve sağlıksız gıda endüstrilerinin reklam ve sponsorluklarının durdurulması, bu ürünlerin çekiciliğini ve satın alınmasını azaltır. Fosil yakıt ürünleri için de benzer etkiler beklenmektedir. Ürünlerden markalamanın kaldırılması ve açık uyarı etiketlerinin eklenmesi de çekiciliği azaltır. Kanada Yukon’da alkol üzerine kanser riskini açıkça belirten etiketler, alkol satışlarını yaklaşık %6 azalttı. Tütünün sade paketlenmesi uyarı etiketlerini daha görünür hale getirir.

Neden düzenleme gerekli

Günlük çevrelerimizdeki ipuçlarını değiştirerek davranışı değiştiren çoğu müdahale, ticari çıkarlarla çatıştığı için düzenleme gerektirir. Dört endüstri, tütün, alkol, sağlıksız gıda ve fosil yakıtlar, her yıl küresel ölümlerin en az dörtte birine neden olan ürünler üretir ve iklimi ısıtan sera gazı emisyonlarının çoğunu oluşturur.

Yine de bilgi kampanyaları ve gönüllü endüstri öz-düzenlemesi tercih edilen yaklaşımlar olmaya devam ediyor. Bu endüstriler, lobicilik yaparak, düzenlemeyi sorgulayan araştırmaları finanse ederek ve devlet müdahalesini özgürlüğü kısıtlamak olarak çerçeveleyerek bu tercihi aktif olarak teşvik ediyor.

Ne değişmeli

Kanıtları ve politika oluşturmayı kurumsal müdahaleden korumamız gerekiyor. Tütün kontrolü bunun için bir model sunuyor. Tütün kontrolüne ilişkin uluslararası anlaşmanın 5.3 maddesini benimseyen ülkeler, politika oluşturmayı endüstri müdahalesinden korudu, daha fazla kanıta dayalı politika uyguladı ve daha düşük sigara içme oranlarına sahip oldu. Bu korumayı sağlığımızı ve gezegenimizi mahveden ürünler üreten tüm şirketleri kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekiyor.

Vatandaş Meclisleri ve diğer müzakereci demokrasi biçimleri, vatandaşların politika oluşturma üzerindeki etkisini ve kanıtın etkisini artırmada büyük umut vadediyor.

Pratik Öneriler

Sağlık çalışanları için

Çevreyle başlayın, eğitimle değil. Danışanlarla çalışırken, istenmeyen davranışları tetikleyen çevresel ipuçlarını belirleyin. Motivasyona veya bilgiye odaklanmak yerine insanların yakın çevrelerini yeniden tasarlamalarına yardımcı olun. Örneğin: meyveleri görünür tutmak, işlenmiş atıştırmalıkları gözden uzaklaştırmak; bisikletleri bodrum yerine koridora koymak; daha küçük tabak ve bardaklar kullanmak.

İşyeri değişikliklerini savunun. Kurumunuzla birlikte çalışarak kafeteryalarda daha sağlıklı seçeneklerin erişilebilirliğini artırın ve maliyetini azaltın. Bitki bazlı yemekleri varsayılan seçenek yapmak gibi basit değişiklikler davranışı önemli ölçüde değiştirebilir.

Halk sağlığı ekipleri için

Görünmeyeni görünür kılın. Çevrelerin davranışı nasıl şekillendirdiğini anlatmak için platformlarınızı kullanın. Davranış değişikliğinin öncelikle bireysel irade veya bilgiyle ilgili olduğu yönündeki baskın anlatıya meydan okuyun. Kanıtlar, meselenin bağlamları değiştirmek olduğunu gösteriyor.

Politika yapıcılarla iletişime geçin. Yerel ve ulusal düzeyde kanıt ile politika arasındaki boşlukları belirleyin. Politika yapıcılara kanıtlarla desteklenen somut önerilerle yazın. Birçoğu uzman görüşüne açıktır. Örneğin, bir Birleşik Krallık Sağlık Bakanına yazdığım mektup, sağlıklı yaşam süresini artırmak için davranış değişikliğine ilişkin bir kanıt sentezine yol açtı.

Düzenleme için koalisyonlar kurun. Tütün, alkol, gıda ve ulaşım konusunda kanıta dayalı politikaları savunan kuruluşlarla bağlantı kurun. Endüstri etkisine karşı koymak için kolektif savunuculuk şarttır.

Translated by: Dr Gulcan Garip, University of Derby

Read more

Daha Az Oturmak: Büyük Fark Yaratan Küçük Değişiklikler

Zofia Szczuka – SWPS Üniversitesi, Polonya & Deakin Üniversitesi, Avustralya

Sedanter davranışlar: Sadece “aktif olmamak”tan daha fazlası

Fiziksel aktiviteyi artırmanın sağlık açısından faydaları yaygın olarak bilinmektedir. Ancak “sedanter davranışlar” olarak adlandırılan durumlara aynı ölçüde dikkat ediyor muyuz?

Sedanter davranışlar, gün içinde uyanık olduğumuz saatlerde, oturarak ya da uzanarak yaptığımız ve vücudun çok az enerji harcadığı tüm aktiviteleri kapsar. Önemli bir ayrıntı şudur: Sedanter davranışlar, düşük seviyedeki fiziksel aktivite ile aynı şey değildir. Örneğin her sabah 30 dakika koşuya çıkıyor olabilirsiniz, ancak günün geri kalanını işte ya da evde uzun süre oturarak geçiriyor olabilirsiniz. Bu durum bazen “aktif koltuk patatesi” olarak adlandırılır: Düzenli egzersizin, uzun süreli oturma ile bir arada bulunması. Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel kılavuzlarında sedanter davranışların azaltılması ve fiziksel aktivitenin artırılması birbirini tamamlayan hedefler olarak ele alınmaktadır.

(more…)

Read more

Supporting health workers in addressing vaccine hesitancy

By Dawn Holford, University of Bristol, UK, Linda Karlsson, University of Turku, Finland, Frederike Taubert, Erfurt University, Germany, Emma C. Anderson, University of Bristol, UK, Virginia C. Gould, University of Bristol, UK

Correcting misconceptions about vaccination

Vaccination is one of the most successful tools of public health—they have been estimated to save 6 lives every minute. But vaccines have also faced public resistance, with persistent disinformation undermining public trust in vaccination, and posing a challenge for health workers with vaccination roles. How do health workers keep up with the flood of false narratives about vaccines? What can they say to patients who cite these narratives as reasons not to vaccinate themselves or their children? 

(more…)

Read more

Aktif ve sağlıklı kalmak için yaşlanmayı yeniden düşünmek

Yazan: Aïna Chalabaev, Grenoble Alpes Üniversitesi, Fransa

Önceki bir gönderide belirtildiği gibi, düzenli fiziksel aktivitenin sağlığa faydaları 65 yaş ve üstü kişiler için iyi bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından  sağlık kazanımlarıyla ilişkili faaliyetlerin miktarı ve türü konusunda net yönergeler belirlenmiştir. Bununla birlikte, yaşlı insanlar dünya çapında nüfusun en hareketsiz kesimi arasında yer almaktadır.

(more…)

Read more

MyLifeTool: A person-centred, holistic approach to the self-management of long-term conditions

By Dr Stephanie Kılınç, Teesside University, UK and Jo Cole, the Tees Valley, Durham and North Yorkshire Neurological Alliance, UK 

Long-term conditions are a major concern for global health care systems given their high prevalence and disease burden, including their significant impact on disability-adjusted life years.  They also have a significant negative impact on health-related quality of life and are associated with higher rates of anxiety and depression than the general population.

MyLifeTool is a self-management tool for people living with any long-term condition (e.g. diabetes, multiple sclerosis, chronic pain, asthma, anxiety, neurodevelopmental conditions, Acquired Brain Injury, Fibromyalgia).  It was developed in partnership with people with long-term conditions, members of Neuro Key and psychologists from Teesside University.  It is underpinned by our self-management framework which takes a person-centred, non-instructive perspective on self-management.  People with long-term conditions were at the heart of the project, forging the decisions on what MyLifeTool would become and choosing the name. (more…)

Read more

Above Water: Rethinking Drowning Prevention at All Levels

By Kyra Hamilton, Griffith University, Australia and Amy Peden, University of New South Wales, Australia

Drowning is a leading, yet largely preventable, cause of death and injury that remains underrecognized. One common myth: drowning isn’t always fatal. The definition of drowning was revised to clarify that drowning is a process, not an outcome. The outcomes of the drowning process can be death (fatal drowning) or survival with or without persisting injury such as cerebral palsy and other neurological disorders caused by a lack of oxygen to the brain (non-fatal drowning). Terms like “dry drowning”, “secondary drowning”, or “near-drowning” are often used in the media, but they’re outdated and medically inaccurate, so it’s time to stop using them.  (more…)

Read more